Metabolizma
Metabolizma
Canlı hücrelerinde hareketi ve enerjiyi sağlamak için oluşan biyolojik ve kimyasal değişimlerin bütününü metabolizma olarak tanımlanır. Yediğimiz besiler , vücudumuzda metabolik olaylar sayesinde yakılır ve bu yanmadan vücudun çeşitli işlevlerinin gerçekleştirilmesinde kullanılan enerji ile ısı elde edilir.

Gıdalarda bulunan ve hareket sırasında harcanan enerjiyi kalori ile ölçeriz. 1 kilokalori 1 kg suyun ısısının 1 santigrat derece attırmak için harcanan enerjidir.
Vücudun harcadığı enerji ile besinlerden elde edilen kalori dengeliyse kilo sabit kalır. Yakımın artışı kilo kaybına , depolamanın artışı ise şişmanlığa neden olur. Bu denge gün boyu her iki yönde de değişir. Bu değişimler yenen besin , miktarı , egzersiz ve metabolizmayla yakından ilgilidir.
Gıdalardan alınan kalori vücudun o andaki enerji gereksinimini karşılamakta kullanılır , fazlası ise ileride kullanılmak üzere vücut depolarında bekletilir.
Metabolik olayların sürdürülmesi için vücut kalori kullanmak ve enerji harcamak zorundadır. Bu enerjinin kaynağı o sırada yenen gıdaların kalorisi ve vücut depolarında bekletilen karbonhidrat , yağ ve proteinlerdir. Metabolizma hızı arttıkça harcana enerji ve dolayısı ile harcanan kilolar artar.
Metabolik hızı vücudun kendisi ayarlar. Bünye herhangi bir işi az veya çok enerji harcayarak yapabilme yeteneğindedir. Harcanacak enerji miktarı vücudun alışık olduğu kiloyu korumaya yönelik olarak ayarlanmıştır. Dolayısı ile kilo vermek amacıyla az kalori alındığından bünye metabolizmasını yavaşlatarak kendini korumaya , kayba uğratmamaya çalışır. Son yıllarda yapılan araştırmalar vücudun belli kilosunu koruma çabası içinde olduğunu ve bunu değiştirmeye yönelik her türlü çabaya uzun süre direnç gösterdiğini ortaya koymuştur.
Diyet yapan bir çok kişi çok az kalori aldıkları halde bununla orantılı olarak kilo verememekten yakınırlar ; bu kişilerde kilo kayıpları beklenen ve hesaplananın çok altında kalmaktadır. Rejim biraz gevşeyince verilen kilolar hızla geri alınmakta ve rejim öncesi ağırlığa ulaşınca kilo artışı durmaktadır. Benzer bir durum fazla yemek yiyerek şişmanlamak isteyen kişilerde de görülür ; yedikleri yemek miktarı iki hafta üç katına çıksa bile kilo artışı çok sınırlı kalır.
Bu olaylar ayar noktası teorisi ile açıklanmaktadır. Ayar noktası kişinin genetik yapısına bağlı olarak taşıması gereken yap dokusunu gösteriri. Bünye , bunu değiştirmeye , artırmaya veya azaltmaya yönelik her türlü çabayı sonuçsuz bırakacak ayarlamalar yapmaktadır. Bu ayarlamaların en önemli bölümü vücudun harcadığı enerji ile ilgilidir. Yapılan araştırmalara göre kişi aldığı gıda miktarını azalttıkça harcadığı enerji de azalmakta , kişi şişmanlamak amacıyla fazla gıda aldıkça harcanan enerji de artmaktadır. Bünye her türlü değişikliğe karşı çıkmakta ve başlangıçtaki kilosunu sabit tutmaya çalışmaktadır.
Çoğu hayvan türlerinde enerji kullanımının günlük kalori alımıyla düz orantılı olarak değiştiği gösterilmiştir. Yediğimiz gıda azaldıkça metabolizma ve enerji harcaması da düşmektedir. Şişman kişilerin ayar noktaları oldukça yüksektir ve bu nedenle bünye bol miktarda yağ dokusunu depolamaya yatkındır. Metabolizmanın aktivitesi ve günlük enerji kayıpları bu yağ kitlesini korumaya yönelik olarak değişir.
Enerji kayıpları yemek yendikten sonraki emilim ve hazım olayları sırasında artar. Ayrıca vücudun günlük enerji kaybı , oluşturduğu ısı enerjisine , aşırı miktarda kalori harcayan kahverengi yağ dokusunun miktarına , tiroid hormonu başta olmak üzere bazı hormon ve enzimlerinin aktivitesine bağlı olarak değişebilir. Tüm bu faktörler genetik yapıya bağlı olarak hareket ederler ve bunlar arasındaki fark şişmanlıkla zayıflık arasındaki farkı oluşturur.
Tüm bu bilgiler diyetle kilo vermeye çalışmanın zorluğunu ortaya koymaktadır. Ancak ayar noktasının yerini değiştirmekle zayıflama sağlanabilir. Araştırmalara göre ayar noktasını aşağı çekebilmenin tek yolu egzersizdir. Egzersiz sayesinde bünyenin zayıflamaya karşı olan direnci kırılabilmekte , kilo kaybını korumak için de egzersizin sürdürülmesi gerekmektedir. Egzersiz kesildiği andan itibaren ayar noktası eski düzenine çıkmaktadır.
Zayıflama sayesinde vücuttaki yağ miktarı azalmaktadır. Ayar noktasının bu yeni duruma uyum göstermesi ancak yıllar sonra gerçekleşmektedir. Dolayısı ile kilo verme ve zayıf kalma uzun süren çabalar sonucu sağlanabilir. Şişmanlığın vücutta fazla yağ birikmesi olduğunu daha önce belirtmiştik. Ancak vücutta biriken yağ aslında bir enerji deposudur. Yenen gıdaların fazlası bu depoda birikir ve gereksinim duyulduğunda yağlar yakılarak enerji elde edilir. Bünyenin bu yeteneği kazanmasının uygun bir gelişim süreci içinde gerçekleştiği düşünülmektedir.
Evrim teorisi ve doğan seçim olaylarına göre insanoğlunun sürekli olarak açlık ve yokluklarla karşı karşıya kalması , ilk insandan başlayan ve günümüze kadar süren açlıklar , bünyeyi açlığa karşı önlem almaya zorlamıştır. İlk insanın uzun süreler yiyecek hiçbir şey bulamamış olduğunu tahmin etmek zor değildir. Bu açlığa dayanamayanlar ölmüş , buna karşın kendisini açlığa karşı koruyabilenler yaşam savaşını sürdürmüşlerdir. İşte bu olaylar bünyeye aldığı gıdayı depolama ve aç kaldığı zaman bunu kullanma yeteneğini kazanmıştır. Yaşam savaşını sürdürebilenler bu yeteneğe sahip olanlardır. Vücudun diğer bir özelliği de gıda bulamadığı zaman yaşamı sürdürebilmek amacıyla enerji tüketimini kısmasıdır. Günlük kalori gereksinimini karşılayamayan düzeyde gıda alan vücut , metabolizmasını yavaşlatıp kalori kaybını azaltmakta ve dengeyi sağlayarak açlığa daha uzun süre dayanabilmektedir. Tüm bu davranış biçimleri günümüz insanı için de geçerlidir. Genetik yapı bu özelliği taşımaktadır.
Günümüzde yemek yemek için gıda bulmak ilk insanlarla kıyaslanamayacak kadar kolaydır. Ancak istatistikler günümüz dünyasında açlığın yüne büyük bir oranda sürdüğünü göstermektedir. Bu şaşırtıcı bulgulara göre dünya nüfusunun % 70 ‘i her iki yılda bir kez açlıkla karşı karşıya kalmakta , nüfusun % 25’i ise yıldı iki kez açlık yaşamaktadır. Gelişmiş toplumlarda bile sürekli gıda bulma olanağı ancak son yüzyılda sağlanabilmiştir.
Vücudun özellikle yağ depolamaya karşı olan yatkınlığı ve kalori gereksiniminin karşılanamadığı durumlarda harcamalarını kesme özelliği kilo kaybının önüne çıkan önemli engellerdir. Tüm bu zorluklar rağmen kişi kilo verilebilir ancak eski yeme alışkanlıklarına dönerse verdiği kiloları yeniden alır. Bu dönemdeki en büyük tehlike düşük metabolizma hızıdır. Şişmanlıktaki bol gıda , hızlı metabolizma ve fazla enerji harcama dönemini , kısıtlı gıda , yavaş metabolizma ve az enerji harcama dönemi izlemiş ve kilo kaybı sağlanmıştır. Daha sonra diyete ve egzersize son verilip bol gıda yenirse verilen kilolar hızla geri alınır. Bu dönem bol gıda , yavaş metabolizma ve az enerji harcaması dönemi olarak tanımlanabilir.
Her yeni diyet döneminden sonra metabolizma eski hızına uzun bir sürede döner. Bu nedenle başarısız her diyet , kilo vermeye karşı direncin biraz daha güçlenmesi anlamına gelir.
Şimdi de günlük gıdamızı oluşturan yiyecekler arasında yer alan karbonhidrat , protein ve yağ gruplarının ve bu ana yiyecek gruplarının dışında kalan alkolün özelliklerini ve metabolizmasını görelim.
